Çağımızda yaşam koşullarının zorluğu depresyonsuz bir yaşamı malesef
hayele dönüştürmüştür.Ancak araştırmalar göstermiştir ki, depresyonu
tetikleyen ve şiddetini belirleyen en önemli etmenlerden biri de
“öğrenilmiş çaresizlik” hissidir. Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan kişiler
daha önce yaşadığı kötü tecrübeleri zihnine yazar; benzer durumlarda da
aynı şeyi yaşayacağına inanarak tedirgin olur ve sorunun üstesinden
gelmek için hiç çaba göstermez.
Bilimsel bir araştırmada bu konuyla ilgili çok güzel bir örnek vardır:
rasgele seçilen bir grubu kapalı bir odaya koyan araştırmacılar; gruba
yüksek sesli bir müzik dinletmişler. Gruptaki kişiler odadaki düğmelere
defalarca basmış, oda kapısını açmaya çalışmış, müziğin kaynağını
bulmaya çalışmış ancak her seferinde başarısız olmuşlar. Müzik sadece
araştırmacılar istediğinde kesilmiş. Bu 10 gün boyunca deney saatleri
içerisinde devam etmiş. 10 günün sonunda
araştırmacılar odadaki düğmeleri işler hale getirmiş ve kapıyı da kapalı
tuttukları halde kilitli bırakmamışlar. Buna rağmen araştırmaya katılan
kişilerin hiçbiri sesi kapatmak için çaba harcamamış. Sesin
kendiliğinden kapanmasını beklemişler.
Aradaki engeller kalkmış olsa bile deneye katılan kişilerin yeniden
deneme gücünü kaybedip başarısızlığı kabul etmesini, yani başarısızlığa
şartlanmasını
“öğrenilmiş çaresizlik” olarak adlandırabiliriz. Hepimiz zaman zaman
karşımıza çıkan engellerle mücadele etmeyip geri çekiliriz. Geri
çekilmek bazen daha
temkinli olarak yeniden harekete geçmeyi sağlarken bazen de yeniden denememeye sebep olur.
Önemli olan hayatta bazı şeyleri yaşamış olmanın kişiyi hedefinden
vazgeçirmemesi gerektiğini öğrenebilmektir. Hedefler kişinin hayatını
belirler. Bir iki
çelmeyle düşmemek, düşülürse de kalkmak gerektiğini insan daima kendine
hatırlatmalıdır. Kaçmak değil “savaşmak” gereklidir. Daha doğrusu,
olayları kabullenip
zayıf yönleri kuvvetlendirmek, eksiklikleri azaltmak ve fazlalıkları törpülemek en doğru çözüm yoludur.
Daha önceki olumsuz deneyimlerimiz sonucu pekişen çaresizlik
yaşantısı her bireyde farklı düzeyde ortaya çıkmaktadır kişilik yapısı,
hayata bakış tarzı
ve olayların nedenine yapılan atıflar bu farklılıklara yol açmaktadır.
Araştırmalar göstermiştir ki, hayata daima kötümser yaklaşan ve
problemlerle nasıl
başa çıkacağını bilemeyen kişiler öğrenilmiş çaresizliği daha yoğun
yaşamaktadır. Bununla beraber başına gelen olayların nedenini kendi
içinde aramaktansa
başkalarına yükleyen kişilerde de bu duygunun ağırlıklı olarak gözlendiği görülmüştür.
Öğrenilmiş çaresizliğin yıkıcı sonucu olan “çaba harcamayı istememek”
değişebilir bir durumdur. Öncelikle bireyin bunun farkına varması
gereklidir. Eğer
bireyler çaba harcamadıklarını fark edip nedenlerini araştırmaya istekli
hale gelirse önemli ölçüde bu durumu ortadan kaldırabilirler. Bunun
için kişisel
gelişim çok önemli rol oynamaktadır. Çünkü kişisel gelişim bireyin kendisi ile ilgili farkındalığı arttırmaktadır.
Kendini tanıyan veya tanımaya başlayan kişiler öğrenilmiş çaresizliğe
neden olan değerlerini, yargılarını ve olumsuz inançlarını değiştirmeye
istekli hale
gelmektedirler. Temel olarak yapılabilecek şeylerin başında taşıdığımız potansiyel değerleri etkili kullanmayı öğrenmektir.
Unutulmamalıdır ki, siz hayattan ne isterseniz hayat size onu verir.
Psikoloji’de buna “kendini gerçekleştiren kehanet” adı verilmektedir.
Kişi farkında
olmadan geleceğe ait düşüncelerine göre davranışlarını oluşturduğundan;
olumsuz her cümlesi veya beklentisinin kendisine aynı şekilde geri
döner.
Ekleyen: Pdrci.NET
Eklenme Tarihi: 2010-12-20 09:59:23