Çağın Hastalığı Olarak Bilinen Depresyon Aslında Varlığı Bilinmeyen
Bir Rahatsızlık mıydı? Yoksa Son Zamanlarda Artışa Bağlı Olarak mı Bu
Kadar Gündeme Oturdu?
Aslında depresyon olarak bilinen durum toplumumuzda hep vardı. Ama
biz bunu depresyon değil, keyifsizlik, can sıkıntısı, halsizlik gibi
anlamlarla tanımladık. Yıllar boyu genel olarak benzer semptomlarla
kendini hissettirdi. İşte genel belirtiler:
1. Depresif duygu durum
2. İlgi Kaybı
3. Uyku Bozukluğu
4. İştah-kilo değişikliği
5. Halsizlik-enerji kaybı
6. Ajitasyon
7. Değersizlik-kararsızlık-suçluluk hisleri
8. Dikkat toplamada güçlük-unutkanlık
9. Ölüm ve intihar düşünceleri
Depresyon bir düşünce ve duygulanımın hayata uygulanmasıdır. Yani
düşüncelerimiz genel olarak olumsuzlaştığında, hayata genel olarak bakış
açımız umutsuzluk, çaresizlik, isteksizlik-,hayatın anlamsızlığı olarak
şekillenir. Depresyonun çıkış nedenleri arasında, kayıp, üst üste
yapılan hatalardan dolayı suçluluk, kendine yöneltilen aşırı eleştiri,
hedefleri aşırı büyütüp ulaşamamanın verdiği yetersizlik ve çaresizlik
duygusu, yaşanılan olaylara tepki verememekten dolayı bunların birikerek
kaldırılamaz hale gelmesi, aldatılma, ekonomik kayıplar, ilgi-sevgi
eksikliği, bedensel yetersizlik duygusu gibi genel olmakla beraber
herkese özgü nedenle depresyon çıkmaktadır. Özellikle son zamanlarda
insanların olaylara, haksızlıklara yeri ve zamanında tepki vermemesinden
kaynaklanan bir depresif birikim daha da fazla görünmektedir. Kişi
yaşanılan durumla ilgili sıkıntıları o an içine atmaktadır. Bu nedenle
biriken bir kendini ifade edememe, derdini anlatamama, haksızlığa
uğrama, acizlik, kullanılmış duygusu vb. gibi düşünce ve duyguları alt
yapısını içinde oluşturmaya başlar. Özellikle burada dikkat edilmesi
gereken nokta ise “sabır ve taviz” in birbirine karıştırılmasıdır. Şimdi
bu yazıyı okurken hemen düşünebilirsiniz.
Hayatımda Sabır ve Tavizi Nerede Karıştırıyorum?
Sabır, bir çocuğu yetiştirmek gibidir. Onu büyütürken belli şeyleri
yapabilmesi için emek ve bekleriz. Taviz ise bu çocuğu büyütürken her
dediğine evet demektir. Sonrasında ise neden bu kadar tepkisiz kaldım
veya neden bu kadar açık kapı bıraktım diye suçu kendinde bulmaktır.
Depresyondaki durum buna benzemektedir. Yaşantılarımızda keşkeler
fazladır. Suçluluk duygusu genelde keşkeler ile başlatır cümleleri.
Depresyona giren kişi ağırlıklı olarak “pişmanlık, suçluluk,
değersizlik, önemsizlik, işe yaramazlık, kullanılmışlık gibi düşünceleri
taşır. Bu düşünceler, kişide, üzüntü, keder, isteksizlik, yaptığı işten
zevk alamama, içe kapanma, sorunlardan kaçmak ve bir şeyler yapmamak
için hep uyumak ve evden çıkmamak gibi duygu ve davranışlar gösterirler.
Aslında bu konuda yapılan çalışmalarda da çok ilginç bilgilere
ulaşmıştır mesela herkesin hayatında 3-4 kere depresyona girdiğini,
fakat kişinin bunun adının depresyon olduğunu bilmediğini göstermiştir.
Sosyal yaşantımızda bizi depresyona sürükleyen aslında birçok neden
bulunmaktadır. Ülkemizdeki insani ilişkiler, aile yaşamları, aşk, iş
ilişkileri, ekonomik-kültürel yaşam gibi tüm noktalarda depresyona maruz
kalmamak elde değil. Özellikle ekonomik krizin kol gezdiği şu anlarda
sosyal ve ekonomik depresyondan söz edebiliriz. Toplumsal değişimler
ister istemez ruh halimizi ve düşüncelerimizi etkilemektedir. Bunun
nedeni ise mutluluğu hep dışarıda arayan bir toplum haline
dönüşmemizdir. Oysa dışarıdakiler ve ötekiler bizden çok da mutlu
değiller. Biz var olan aile, millet ve realitemizle barışıp onunla mutlu
olmaya çalışmalıyız.
Ekonomik Kriz Neden Depresyon Yapmaktadır?
Çünkü mutluluğu alışverişlerde, giyimlerde, oyun salonlarında, lüks
tüketimlere bağladığımız için ekonomik depresyon, bireysel olarak
ruhsal-düşünsel depresyona dönüşebiliyor hemen. Oysa şu bir gerçek ki
şuana kadar Türkiye”de kimse açlıktan ölmedi. Fakat yüksek derecede haz
ve mutluluğunu ekonomik değerlere bağlayan bir toplum haline dönüştük.
Mutluluğumuzu ekonomik güce bağladık. Güce tapan güçten anlar misali
hayatımızın tüm kontrolünü ekonomiye devrettik.
Ekonomik krizin baş gösterdiği son günlerde işini kaybeden, gelirinde
düşüş yaşayan, kart ödemelerini aksatan, bir gecede sıralaması değişen
insanların ruhsal durumunu analiz ettiğimizde hayata bakış açılarındaki
fark ortaya çıkmaktadır. Ekonomik temelli yaşamı merkez alan insanların
bu tip krizlerde daha kaygılı ve depresif olduğunu söyleyebiliriz.
Yine ekonomik krize bağlı olarak aile yapılarında artçıların olması
kaçınılmazdır. Erkek egemen toplumda baba rolünün kazanç ile
özdeşleşmesi sonucu bu tip krizlerde babanın karizmasını çizdirmektedir.
Hem çocuğun hem de annenin gözünde baba değer kaybetmenin veya kaybetme
kaygısından dolayı yoğun olumsuz duygu düşünceler yaşamaktadır. Yapılan
araştırmalarda, boşanmaların temelinde ekonomik etkenlerin daha yüksek
çıktığı tespit edilmiştir.
Bu ekonomik ilişkinin bir de bireysel ilişki örneği var. Bir ilişkide
karşıdakini ne kadar hayatının merkezine koyar isen seni o kadar çok
etkiler. Her hareketi senin ruh durumunu alt üst eder. İşte aynı durum
burada da geçerlidir.
İzlenilen kanallar, izlenilen haberler, hep aldatılmışlık, cinayet,
terk edilme dolu kadın programlarının varlığı gizli bir depresyonun
habercisidir. İnsanların ruh hali, izledikleri film, dinledikleri müzik,
elbise rengi vs. her şeyi etkiler. Bu nedenle depresyonun nedenlerini
sadece bir nedene bağlamamak lazım Bazen şartları farkında olmadan
kendimiz hazırlarız.
Yine sosyal açıdan güvenin zedelenmesi vardır. Toplumsal güvenin
azalması, insanların birbirine güvenememesi, kişinin kendini daha da
çaresiz ve yalnız hissetmesine neden olmaktadır. Bu durum büyük
şehirlerin birer yalnız kalabalıklar yığınına dönüşmesine neden
olmaktadır. Akraba ilişkilerinin azlığı, ekonomik-cinsel araçlı
ilişkiler vs. birer üzüntü nedeni olabilmektedir. Fakat bu genel bir
durum değildir. Başından her hangi bir olumsuz yaşantı geçmemiş
insanlarımız bile bugün topluma karşı büyük bir güvensizlik
hissetmektedir. Temele indiğimizde kitle iletişim araçlarının verdiği
trajedi dolu haberler ve mesajlardır. Şuna inanıyorum ki, mesela
yaşadığınız yerdeki insanların % 90 ı güvenilecek insanlardır. Ama bizim
önyargılarımız ve korkularımız bizi yönlendirdiği için bazı şeyleri
aşamamaktayız.
Kendimizi Nasıl Korumalıyız?
Depresyon, biyolojik boyutunu bir kenara bırakırsak temelde olayları
yorumlamak ve onlara kendimize göre bir anlam vermek ile oluşur. Mesela
aynı olaya;
* Herkes neden aynı tepkiyi vermez?
* Benim yaşadıklarımı arkadaşım yaşıyor olsaydı ona ne derdim?
* Bu olayla ilgili hangi eski düşüncelerim ve duygularım aktive oldu?
* Olay müdahale alanımın dışında mı? Dışında ise neden kendime pay çıkarıyorum?
* Daha önce bu tip bir durumda nasıl baş ettim?
Gibi sorular ile durumumuzu analiz edip, cevaplar ile sağlıklı bir
bakış açısı geliştirebiliriz. ( bu konuda bilişsel-davranışsal terapi
ile sonuçlar alınmaktadır )
Depresyonun bu kısa belirtileri ve tanımından sonra depresyondan
çıkış için neler yapabiliriz buna değinelim.(genelde teorik temelli
makaleleri okumaktan çok sıkıldığım ve bilgi olarak kısa ve öz
açıklamalardan yana olduğum için bu şekilde de yazmayı tercih ediyorum.)
Depresyonda bireyin isteği azalmıştır. Burada beynin çalışma sistemi
biraz daha farklıdır. Normalde biz bir şeyi önce ister sonra yaparız.
Ama depresyonda iken yaparak isteriz. Yani dışarı çıkmak için istek
duymuyor isek, dışarı çıkma konusunda ısrar etmeliyiz. Çıktıktan sonra
bize iyi geleceğini” iyi ki çıkmışım” diyeceğimizi iç konuşmamızla
kendimize telkin etmeliyiz.
* Depresyonda yaşam ile ilgili hem siyahları görürüz. Depresif ruh
halimizden dolayı hayatın hep olumsuz, kötü giden yönlerini görürüz.
Düşüncelerimiz hep umutsuzlukla doludur. Problemleri büyütür gücümüzü
küçümseriz. Bu nedenle bu yazıyı okuduğumuzda bu sürecin hayatımızın
genelini değil sadece yaşadığımız anı kapsadığını fark etmiş oluruz.
* Depresyonda olduğumuz dönemde olaylara sağlıklı ve objektif
bakamayacağımız için bu dönemlerde hayatımızda önemli kararlar
almamalıyız. Evlilik, iş hayatı, çocuk v.s. gibi konularda iyileşme
süreci bitmeden karar almamamız gerekir. Genelde bu dönemde eşinden
ayrılmak isteyen, depresyon nedeni olarak eşini gören, depresyondan
çıkmak için çocuk yapmak isteyen, yeni işe girmek ya da işten ayrılmak
isteyen danışanlarımız olmaktadır. Bu durum evliliğini kurtarmak için
çocuk yapmaya benzer. Son umut artık sıfır yaşındaki çocuktur.
* Depresyon döneminde kişi yaşadığı olumsuz ruh halini ve düşünceleri
mutlak olarak bir nedene dayandırmak ister. Bu nedenle farkında olmadan
kendince mantıklı bir neden bulur. Bu durumlarda gerçek nedenleri bulmak
için bir uzmandan yardım almak gerekir.
* Depresyon sürecinde iştah bozulur. Aşırı yemek olduğu gibi yemekten
kesilmek semptomlardandır. Yemekten kesilmek, yenilen maddeden zevk
almamak, damak tadının bozulmasının göstergesidir. Fakat iştah azalması
arttıkça beden direnci düşeceği için depresyonun artışı görülür. Ayrıca
halsizlik ve yorgunluk olacağı için depresyondan çıkma gecikir.
* Depresyon hayatı değerlendirme sürecidir. Bu nedenle doğru düşünme,
olayları facialaştırmadan ve çarpıtmadan doğru bakmak için sadece ilaç
desteği yetmez. Yapılan araştırmalarda İlaç desteği alanların terapi
alanlara oranla sonradan yinelenmesi daha yüksek çıkmıştır.
* Kişi depresyonda olduğunda az emek veren ve mutlu edici aktiviteler
yapar. Bunun ene büyük göstergesi son zamanlarda bilgisayarda oyun ve
internet kullanımıdır. Yoğun kullanım geçici olarak mutlu etse de
temelde depresyonun uzamasına ve sorunun etkisinin büyümesine neden
olur. Kişi chatta zayıf kalmış tüm yönlerini istediği gibi tatmin
etmekte, istediği kimliğe bürünüp istediği değeri ve ilgiyi
yaratabilmekte ise de yine de geçici bir çözüm olmakta olup, reel hayata
döndüğünde kendi gerçeklerinden rahatsı olup tekrar sanala kaçarak
mutlu olmaktadır. Bu durum depresyonun sürmesine neden olmaktadır.
* Depresyonda kişinin yoğun geçmişi sorgulamak ve hatalarını önüne
koymak isteği vardır. Akılsal çıkarsamalar ile bunu fark etmek ve
değiştiremediğimiz şeyler ile uğraşmaktan vazgeçip kabullenmek en
sağlıklı yöntemdir.
* Depresyonda bilişsel çarpıtmalar çok fazla ve abartılır. Olayları
abartılı olarak vahimleştirmek, çözülemeyecek gibi düşünmek, umutsuzluk
gibi bakış açıları oluşmaktadır. Bunların çözümü için kendimize sormamız
gereken bazı sorular vardır.
* Depresyonda iken verilen ilaçları günlük ruh halimize göre değil,
belirtilen miktarda ve süre içinde aralıksız kullanmalıyız. Genelde
hastaların kendini biraz iyi hissettiklerinde seansa gitmedikleri ve
ilacı bıraktıklarını tespit ediyoruz. Bu durum tedavinin tamamlanmasını
engeller.
Depresyon çağımızın hastalığı olarak kabul edilmektedir. Çünkü modern
çağını düşünce ve yaşam biçimi depresif yaşama sürükleyicidir. Ama
unutmayalım ki yaşam tarzımız, hayatımızda seçtiğimiz ilişkiler, hayatı
değerlendirme tarzımız, yaşamdan beklentilerimizle alakalıdır. Tabii ki
çocukluk yaşantısının etkisi büyük ve etkileyicidir. Fakat uzman desteği
ile bu problemin de çözümü mümkün. Kendimizi depresif ruh haline teslim
etmemeliyiz.
Çocukluğumuzun kötü geçmesi ve olumsuz yaşantılarımızın olması
hayatımızın devamının buna bağlı olarak devam edeceği anlamına gelmez.
Zor zamanlarımızla hemen geçmişimize sığınmamalıyız.
Sonuçta en mutlu insanlar çocukluğunu 4/4 lük yaşayanlar değil, şu
anını 4/4 lük yaşanlardır. Hayatta her şeye rağmen mutlu olabilmek bir
başarı ve azimdir. İnsanların savaşlarda, kıtlıklarda bile mutlu ve
umutlu olabildiklerini devamlı görebiliyoruz.
Depresyonun başka bir boyutu ise reel benlik ile ideal benlik makasının
geniş olmasıdır. Yani var olan gerçeğimizle ulaşmaya çalıştığımız veya
olmaya çalıştığımız ben arasındaki farkın fazla olması bizi hayal
kırıklılığı nedeniyle depresifleştirmektedir.
Hedefe Ulaşamama, İstediklerini Yapamama, İstediği Gibi Davranamama
Gibi Olumsuz Sonuçlar Bireyde Yetersizlik, Becerememe Gibi Kendine Dönük
Düşünceleri Doğurur. Peki, Ne Yapmalıyız?
* Aslında hep dediğimiz gibi öncelikle var olan reel benliğimizle
barışık olup kendimizi olduğumu gibi kabul etmeliyiz. Yani
potansiyelimizi, bulunduğumuz sosyal-kültürel-ekonomik v.s. düzeyimizi
en başta kabul etmeliyiz. Kabul ettikten sonra somut gerçekçi ve
ulaşılması mümkün ve kısa süreli hedefleri belirlemeliyiz. Böylece hem
sonuçları kısa sürede görür hem de ulaşmak için daha çok çaba sarf
ederiz.
* Depresyon bir süreçtir. Sonuçta kronik olmadığı sürece belirli bir
zaman diliminde biter. Bu sürenin uzunluğu kişinin azmine, yardım
almasına, çevresel desteğe, yaşadığı sosyal ortamın özelliğine bağlıdır.
Ama her zaman kişinin tek başına baş etmesi mümkün olmayabilir. Tek
başına baş etmek, hem umutsuzluğu ve iyileşmeye olan inancı azaltır hem
de özgüven kaybına neden olur.
* Depresyon için söylenecek çok şey var. Fakat genel mantık hayata ve olaylara verdiğimiz anlam ve onları yorumlamaktır.
Serhat Yabancı
Psik & Aile Danışmanı
Ekleyen: Pdrci.NET
Eklenme Tarihi: 2010-12-20 09:55:40