Gazi Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olan ve
Bağımlılık Ünitesi sorumlusu Prof. Dr. Zehra Arıkan,anne veya babası
alkol, sigara ve madde bağımlısı olan çocuklarda, bağımlı olmayanlara
göre dört kat daha fazla bağımlılık görüldüğünü söyledi.Arıkan,
günümüzde alkol, kumar, nikotin, yemek, seks, alışveriş ve teknolojinin
gelişmesiyle ortaya çıkan internet bağımlılıklarından söz
edilebileceğini belirtti.
Bağımlılığın kişinin özürlüğünü kısıtlayan bir durum olduğunu ifade
eden Arıkan, alkol, sigara ve madde bağımlılıklarında kişinin kendisi
için gerekli olmayan bir maddeyi daha çok özenti, keyif veya herhangi
bir sıkıntısını yatıştırma amacıyla kullanmaya başladığını söyledi.
Kişinin zaman içinde düzenli kullanıma geçtiğini ve gitgide miktarı
artırdığını kaydeden Arıkan, ”Bedensel, ruhsal ve toplumsal sıkıntılar
yaşamaya başlıyor ama artık o maddeyi alma isteğini durduramıyor” dedi.
Bağımlılığın ”biyolojik bir hastalık olduğuna” dikkati çeken Arıkan,
düzenli alınan maddenin insan beyninin orta bölümündeki keyif maddesi
olan dopaminin salgılandığı merkezde değişiklikler yaptığını bildirdi.
Prof. Dr. Arıkan, şöyle devam etti:
”Sevdiğimiz bir arkadaşımızla konuşurken, güzel bir film izlerken,
spor yaparken yani hoşlandığımız her şeyde dopamin salgılanıyor.
Bağımlılık yapıcı maddeler de dopamin salgılayan maddeler. Kişi bunları
aldığında dopamin salgılanıyor, kendini daha iyi hissediyor. Maddenin
etkisi geçene kadar bu duygu sürüyor ama kişi daha sonraları da bunu
aramaya başlıyor. Bu nedenle de düzenli kullanıma geçiyor ama bir dönem
sonra o maddeler dopamin salgılayan hücreleri bozarak veya oradaki alıcı
organları duyarsız hale getirerek dopaminin salgılanmasını azaltıyor.
Bunun sonucunda beyin, ‘Buna ihtiyacım var. Dopamin salgılayabilmem için
daha çok madde kullan’ diyor. Bu biyolojik bir emir, kişi de buna
uyarak gitgide daha çok madde almak zorunda kalıyor. Almadığı zaman
yoksunluk belirtileri, madde arama davranışları ortaya çıkıyor. Bu
dayanılmaz bir
istek.”
GENETİK YATKINLIK ETKİLİ
Dünyada öteden beri bağımlı insanların ”iradesiz”, ”zayıf”, ”kişiliksiz”
gibi ağır sözcüklerle etiketlendiğini ifade eden Arıkan, ”Halbuki öyle
değil. Risk eşit. Biz de kullanırsak, kullanmayı düzenli hale getirirsek
bağımlı oluruz. Çünkü maddelerin bağımlılık yapıcı özelliği var.
Genetik yatkınlık da söz konusu. Araştırma ve çalışmalar, anne veya
babası bağımlı olan çocuklarda, bağımlı olmayanlara göre dört kat daha
fazla bağımlılık görüldüğünü ortaya koydu” diye konuştu.
Anne ve babası bağımlı olan çocukların maddeye karşı ”duyarlı”
olduğunu kaydeden Prof. Dr. Arıkan, ”Yani onlar bir maddeyle
karşılaştıklarında bağımlılık süreci çok daha hızlı işliyor, çok daha
hızlı kontrolsüz hale geliyor” dedi.
Günümüzde bağımlılık tedavisinde sadece bağımlının tedavisi ile
yetinilmediğini, bu bilgilerin de aktarıldığını belirten Arıkan,
kişilerin bunu öğrendiklerinde çok duyarlı olduklarını, hem kendilerini
kontrol etmek hem de çocuklarına bu bilgileri aktarmak istediklerini
söyledi. Türkiye’de son 20 yılda bağımlılık tedavi ünitelerinin,
psikiyatrik eğitimin arttığını bildiren Arıkan, Adsız Alkolikler, Adsız
Narkotikler gibi destek gruplarının arttığını, bu gruplara bağımlıların
ailelerinin de katıldığını, ailelere hastalıkla nasıl baş
edilebilecekleri konusunda yardımcı olunduğunu belirtti.
YÜZ GÜLDÜRÜCÜ SONUÇLAR
Bağımlılık tedavisinin zor ve uzun soluklu olduğunu söyleyen Arıkan,
yine de yüz güldürücü sonuçlar alındığını kaydetti ve şu bilgileri
verdi:
”Kitaplarda, bağımlılık tedavisinde başarı oranları yüzde 1-5 diye
yazıyor ama bunun hiçbir önemi yok. Kişi 1 yıl boyunca hiç madde
kullanmazsa buna ‘tam iyileşme’ diyoruz. Ünitemizde tam iyileşme oranı
yüzde 30-35 arasında. İkinci yıla başlama, üçüncü yılı götürme şansları
da çok yüksek. İstatistiklere bakmayın. İçmek istemezseniz
başarabilirsiniz.”
Prof. Dr. Arıkan, çocukların sahte keyif alanlarından uzak tutulması
için onların yerine konulabilecek alanlar oluşturulması gerektiğini
savundu. İlköğretim çağından itibaren çocuklara eğitim verilmesinin yanı
sıra spor tesisleri, oyun ve eğlence alanları gibi gerçek keyif
alanları oluşturulmasını öneren Arıkan, ”Bu işte en büyük görev yerel
yönetimlere düşüyor” dedi. Yasaklamaların yararına inanmadığını bildiren
Arıkan, sözlerini şöyle tamamladı:
EN TEHLİKELİ DÖNEM: 15-22 YAŞ ARASI
”Dünya Sağlık Örgütü ‘Kadınlar için haftada 5, erkekler için ise 10
kadeh standart içki risktir. Bunun altında kalın, böyle içtiğiniz
takdirde bağımlılık kapıdadır’ diyor. Bağımlılıkların yüzde 75′i 15- 22
yaş arasında başlıyor. Bu yaş dönemi, heyecan peşinde koştuğumuz,
yasakların dikkatimizi çekip peşinden koştuğumuz bir dönemdir. O nedenle
bu döneme gelmeden bu bilgileri aktarmamız gerekiyor yani ilköğretim
çağlarından itibaren, kesitsel değil sürekli bir şey olmalı.
Çocuklarımıza eğitim vermeliyiz ama başka seçenekler de sunmalıyız.
Başka nelerden keyif alınabilir, sağlıklı keyifler nelerdir diye. Bu
alanları çoğaltabilirsek zaten ‘şunu içmeyin, bunu yapmayın’ dememize
bile gerek kalmayacak. Bunu içmeyin dediğimiz zaman gençlerde ters
teper, daha çok içerler. Bunu demek yerine seçeneklerimizi çoğaltarak
mücadeleyi okul, aile ve öğrenci
odaklı yürütebilirsek daha kolay olacak.”
Ekleyen: Pdrci.NET
Eklenme Tarihi: 2010-12-20 09:50:27