Yapılan araştırmalar,kaygı düzeyi yüksek öğrencilerin,az
olanların aksine daha çok ders çalışmasına rağmen daha başarısız
olduklarını gösterdi.
KAYGIYA YENİK DÜŞMEMEK
Yaşamdan gereken doyumun alınabilmesi için mutlaka bir miktar kaygıya
ihtiyaç vardır. Bu nedenle insan yaşamından kaygıyı tümüyle ortadan
kaldırmak yerine, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir
düzeyde tutarak kişinin kendi yararına kullanması gerekiyor.
Normal düzeydeki kaygı, kişiye istek duyma, karar alma, alınan kararlar
doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını
artırma açısından yardımcı oluyor. Bir sınava çalışma, konferans veya
bir konuşma hazırlamak için yaşanacak orta düzeydeki kaygı, başarılı
sonuç verirken, hiç kaygı yaşanmayan faaliyetlerde işi elden geldiğince
iyi yapmak için kişinin içinde bir istek oluşmadığından, sonuç
genellikle başarısız oluyor.
FİZİKSEL SORUNLAR
Ancak, yaşanan kaygı çok yoğun ise kişinin enerjisini verimli bir
biçimde kullanması, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesi
mümkün olmadığı gibi, potansiyelini de tamamen etkisiz duruma getiriyor.
Kaygı düzeyi yükseldiğinde, beden bunu kalp atışlarında hızlanma,
terleme ya da üşüme, yorgunluk, solunumda güçlük, kalp çarpıntısı,
titreme, mide ağrısı, baş ağrısı gibi fiziksel sorunlarla açığa vuruyor.
Sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerin sınav gününden önce ve sınav günü
uykusuzluk, gerginlik, çarpıntı, sinirlilik, karamsarlık, kabus görme,
korku, iştahsızlık, durgunluk gibi belirtiler göstermesi de elde
edilecek başarısız sonucun habercisi sayılıyor. Sınav sırasında
başarısız olacağına inanan öğrenci, dikkatini toplamakta ve soruları
anlamakta zorluk çekiyor ve bildiği soruların cevaplarında bile ciddi
hatalar yapabiliyor.
ÇOK ÇALIŞMAK DA SONUCU DEĞİŞTİRMİYOR
Kaygısı yüksek olan öğrenciler, düşük olanlara oranla ders çalışmaya
daha çok zaman ayırmalarına rağmen, diğerlerinden daha başarısız oluyor.
Elde edilen bulgular, düşük performansın nedenini bu öğrencilerin ders
çalışma sürelerindeki yetersizlikle değil, olumsuz düşüncelerinin
kendilerinde yarattığı, başa çıkılamaz derecedeki kaygıyla açıklıyor.
Kaygı seviyesi yüksek öğrenciler sınav öncesinde, “Zaman kalmadı. Hiç
bir şey bilmiyorum, herkes çalışmasını bitirmiştir. Sınav günü geldi ve
ben çalışmış olsam da nasıl olsa her şeyi birbirine karıştıracağım”, ya
da sınav sırasında “Benden daha iyiler olduğuna göre neden sınav
kağıdını ilk ben veriyorum? Sorular bu kadar kolay olamaz. Ben yanlış
anlamış olmalıyım…” gibi düşüncelerin etkisi altına girerek kendilerini
sıkıntı altına sokuyor. Öğrencilerin sınav öncesinde öğrendiği bilgiyi,
sınav sırasında etkili bir biçimde kullanmasına engel olan sınav
kaygısının etkileri, “endişe” ve “yoğun duygulanım” başlıkları altında
ifade ediliyor.
EGZERSİZ VE OLUMLU DÜŞÜNME
Kaygının zihinsel süreci olan “endişe” ile başa çıkmak için gerçekçi ve
olumlu düşünme biçimini benimsemeye çalışmak, bedensel süreci olan
“yoğun uyarılma” ile başa çıkmak için de gevşeme egzersizleri yapmak
gerekiyor. Öğrencilerin kendi zihinlerinde ürettiği bu olumsuz
düşüncelerin tutsağı olmaktan kurtulmaları halinde, endişeleri azaldığı
ve artık bedenden gelen sinyaller eskisi kadar olumsuz yorumlamadığı
için “yoğun uyarılma” ve “endişe” sürecinin aşama aşama yok olacağı
belirtiliyor. Öğrencilerin potansiyellerini kullanabilmeleri ve
öğrendiklerini kağıda doğru ve sistemli bir şekilde dökmeleri için
endişe verici sürecin etkisinden uzak ve huzurlu ortamlarda kendilerini
rahat hissettikleri pozisyonlarda ders çalışmaları öneriliyor.
Ekleyen: Pdrci.NET
Eklenme Tarihi: 2010-12-20 09:44:55